<?xml version="1.0" encoding="windows-1254" ?>

<rss version="2.0">
<methodCall>
  <methodName>weblogUpdates.ping</methodName>
  <params>
    <param>
      <value>Lokman Baş Web Sitesi</value>
    </param>
    <param>
      <value>http://www.lokmanbas.com/</value>
    </param>
  </params>
</methodCall>
<channel>

<title>Lokman Baş Web Sitesi - Son 5 Eklenen</title>
<link>http://www.lokmanbas.com</link>
<description>lokman</description>
<language>tr</language>




<item>
<title>********GEREKSİZ(Lİ) BİLGİLER********</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilgideryasi.asp</link>
<description>********GEREKSİZ(Lİ) BİLGİLER********</description>
</item>
 

<item>
<title>Mum Nasıl Yanar?</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilgigoster.asp?id=46</link>
<description>
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır'da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa'da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan 'stearin' kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.&lt;/div&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Asansör Düşerken Zıplarsak Ne Olur?</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilgigoster.asp?id=45</link>
<description>&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Gazete Kağıdı Yırtarken Dikkat Ettiniz mi?</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilgigoster.asp?id=44</link>
<description>
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırtamazsınız, muhakkak zikzaklar oluşur. Gazete kâğıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kâğıdında ağacın lifleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;Peki, lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.&lt;/div&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Gece Bitki Bulunan Odada Uyumak Zararlı mıdır?</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilgigoster.asp?id=43</link>
<description>
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16'dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6'sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Yağmurda Koşmalı mı Yürümeli mi?</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilgigoster.asp?id=42</link>
<description>&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Yağmur yağarken koşanların daha çok ıslanacağını ileri süren, insanı yağmurda sallana sallana dolaşmaya iteleyen bir görüş ile hiçbir şey fark etmeyeceğini iddia eden bir başka görüş ortada dolanıp durmaktadır.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Hiçbir şey değişmeyeceğini söyleyenlerin görüşüne göre vücudunuzun bir dikdörtgen olduğunu ve yağmur damlalarının yere dik düştüğünü farz edelim. İster bir yüz metreci gibi hızlı koşun, ister sallanarak yürüyün bir şey fark etmez. Hızınıza bağlı olmadan vücudunuza düşen yağmur tanesi sayısı aynı kalır. Koştukça ön tarafınıza bir saniyede daha çok yağmur tanesi isabet edecektir ama süre kısaldığından toplam sayı ve sonuç değişmeyecektir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;'Yağmurda yürüyünüz' diyenler ise koşma durumunda yağmur damlalarının aynı sürede daha çok sayıda birikeceğini ve buharlaşmaları için daha az zaman olduğundan üzerimizin daha ıslak olacağını, aerodinamik tesirleri hesaba katarak, düz yürürken üzerimize düşmeyecek düşey damlaların, koşarsak karşıdan gelecekleri için temas edeceklerini, yürürken başımıza düşen damla sayısının koştuğumuz sırada düşenden fazla olamayacağım ileri sürerek 'ahmak ıslatan' diye de tabir edilen hafif yağışlarda yürümeyi öneriyorlar. Tabii burada unutulmaması gereken şey yavaş yürürken bacaklarımızın da çok yağış alacağı.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;'Koşunuz!' görüşüne göre ise, yağmurda koşmakla yürümek arasında, vücudumuza düşen yağmur tanesi miktarı açısından bir fark olmayabilir ama önemli olan başımıza düşen miktardır. Bu nedenle koşarsak süre kısalır ve başımıza düşen yağmur miktarı azalır.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Yapılan bir deneyde, yağmur karşıdan 45 derece açı ile yağıyorken, bir defter kağıdına aynı mesafe 7 saniyede koşulduğunda 131 damla, 20 saniyede yürünüldüğünde ise 216 damla isabet ettiği saptanmıştır. Buna göre yağmurda yürüyerek gitmek, koşmaya göre neredeyse iki misli ıslanmak anlamına gelmektedir.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Şüphesiz bu önermeler yapılırken, rüzgarın yönü, üzerimizdeki giysilerin şekli ve cinsi ve en önemlisi kapalı alana ulaşılacak mesafe göz önüne alınmamış ve değerlendirmeler kısa mesafelere göre yapılmıştır. Uzun mesafelerde hiç şansınız yok, koşabildiğiniz kadar koşun ama en doğrusu yağmur geçene kadar kapalı bir yerde oyalanın.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>********BİLİM ADAMLARI********</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilimadamlari.asp</link>
<description>********BİLİM ADAMLARI********</description>
</item>

<item>
<title>Theodor Wiesengrund Adorno</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilimadamigoster.asp?id=29</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;b&gt;Theodor Wiesengrund ADORNO&lt;br&gt;&lt;img src=&quot;/uploads/adorno.jpg&quot;&gt;
&lt;br&gt;(1903 Frankfurt am Main - 1969 Viège/İsviçre)&lt;/b&gt;
&lt;/center&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Kısaca: Alman düşünürü ve müzikoloğu. Oxford'da müzik öğrenimi gördü, daha sonra ABD'de Berkeley Üniversitesi'ne devam etti. 1949'da Frankfurt Üniversitesi'nde öğretim üyesi oldu. Herbert Marcuse'den önce ve onunla birlikte, klâsik Alman felsefesi, tarih ve sosyolojisini Marksizm'in ve psikanalizin verileriyle karşılaştırdı. Özellikle müzik sanatıyla ilgilendi, ama kitle iletişim araçlarının etkisini araştırarak, kültürel tüketim ve sanatta yaratış sosyolojisiyle de uğraştı. Besteleri, felsefe, sosyoloji, müzik tarihi ve kuramlarıyla ilgili yapıtları ve ciltler hâlinde bir araya getirilmiş makaleleri vardır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Toplumbilim, ruhbilim ve müzikbilim alanlarında çalışmış, Frankfurt Okulu'nun &quot;eleştirel kuramı”nın felsefi mimarlarından olan Alman düşünür Adorno, 11 Eylül 1903 yılında Almanya’da doğdu. Sonraları tüm felsefece görüşlerine damgasını vuracak olan Kant'ın “Arı Usun Eleştirisi” adlı kitabını toplum eleştirmeni ve sinema kuramcısı Siegfried Kracauer'le birlikte I. Dünya Savaşı'nın bitmesine yakın her cumartesi öğleden sonraları okumaya başladı. Kracauer'in rehberliği Adorno'ya, bu kitabın yalnızca bir bilgikuramı kitabı olmadığını, aynı zamanda tinin tarihsel konumunun da okunabileceği kodlanmış bir metin olduğunu düşündürttü. Annesinin ve kız kardeşinin etkileriyle müziğe karşı beslediği ilgiyi beste yapmaya dek vardıran düşünür, II. Dünya Savaşı yıllarını ise California'da sürgünde geçirdi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adorno, 1924'te Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi'nde Edmund Husserl üzerine yazdığı tezi tamamlayarak felsefe doktoru derecesini aldı. Bir yıl sonra Alban Berg ile kompozisyon çalışmak ve Arnold Schoenberg etrafında toplanmış müzisyenlere, bestecilere katılmak için Viyana'ya gitti. Viyana gezisinin Adorno üzerindeki etkisi çok kalıcı oldu; &quot;yeni müziğin&quot; hem önde gelen bir savunucusu oldu, hem de felsefece biçemi Schoenberg ile Berg'in &quot;atonal&quot; kompozisyon tekniklerinin izlerini hep taşıyacak hale geldi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Frankfurt'taki çalışmalarına dönen Adarno, Kierkegaard: Konstruktion des Asthelischen (Kierkegaard: Estetik Olanın Kuruluşu, 1933) adlı kitabıyla doçentlik sınavını verdi. Bu güç kitapta üç konu daha bir öne çıkmaktadır: 1) Kierkegaard'da, öznellik kavramında olduğu gibi, varoluşsal öğeleri soyut kategorilere dönüştürmek yoluyla varoluşçuluğun somutlaşma arzusunun açığa çıkarılarak eleştirilmesi; 2) şeyleşmiş toplumsal dünyanın yani kişilerin üzerinde baskı kuran öznelliğin savlarına kayıtsız kalan kurumlar dünyasının bir okuması; 3) tanrıbilimsel düşüncelerin tarihsel ve maddi somutlaştırılmasının sağlanması girişimi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adorno, Hitler Almanyası'ndan 1934'te kaçarak Oxford'a Merton College'a geldi. Burada geçirdiği üç buçuk yıl içinde o zamanlar arkadaşı Max Horkheimer'in yönetimindeki Institut für Sozialforschung'un (Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü) dergisine makaleler yazdı; daha sonra 1956'da yayımlanacak Husserl üzerine bir kitap hazırladı. II. Dünya Savaşı yıllarını ABD'de geçiren düşünür bu sıralarda Horkheimer ile ortaklaşa Dialektik der Aufklarung (Aydınlanmanın Diyalektiği, 1947) adlı kitabı yazdı.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Savaş sona erince Enstitü'yü yeniden kurmak için Frankfurt'a dönen Adorno izleyen yirmi yıl içinde müzik, edebiyat eleştirisi, toplumsal kuram ve felsefe üzerine çığır açıcı pek çok kitap ve makale yazdı. Örneğin, 1957 tarihli &quot;Sociology and Empirical Research&quot; (Toplumbilim ve Deneysel Araştırma) adlı makalesi artık, 1960'larda Almanya'yı kasıp kavuran &quot;olguculuk tartışması&quot;nın başlatıcısı sayılmaktadır. Adorno'nun iki önemli felsefe kitabı da bu dönemde yazılmıştır: Negative Dialektik (Olumsuzlayıcı Diyalektik, 1966) ile Asthetische Theorie (Estetik Kuram, 1970).&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adorno'nun felsefesi, içinde yaşadığı toplumsal dünya anlayışına gösterdiği bir tepki olarak okunabilir. O, ileri Batı toplumlarının Marx'ın çözümlediği kapitalist üretim ilişkileriyle kurulmuş olduğundan asla kuşku duymamış, özellikle de Marx'ın meta fetişizmi ile kullanım değerinin değişim değerince baskı altına alındığı konusundaki görüşlerine tümüyle katılmıştır. Adorno, ayrıca iktisadı biçimlendiren düzeneklerin aynısının sonuçta kültürel etkinlikleri de belirdiği düşüncesini de benimsedi. Sermayenin, iktisadı ussallaştırmasının doğal sonucu tahakküm ve yoksulluk (kabaca söylenirse &quot;adaletsizlik&quot;) olurken, kültürün ussallaştırılmasının sonucu yabancılaşma ve anlamsızlık (kabaca söylenirse &quot;yoksayıcılık&quot;) olmaktadır.&lt;br&gt;

&lt;br&gt;
Avrupa'da faşizmin yükselmesinin ve işçi hareketlerinin çözülmesinin ardında yatan -ve daha sonraları Yahudi Soykırımı ile doruğuna ulaşan- nedenlere karşılık Adorno, modern dünyanın toplumsal ve iktisadi örgüsüne sinmiş gerçekten kayda değer ilerici eğilimlerin varlığından kuşku duymaya başladı. Hatta modern toplumların ussallaştırılması tasarısının tamamlanmış olmaktan uzak olduğuna ve dolayısıyla içgüdüsel olarak ilerici toplumsal oluşumların gelişmeci kesimleri de içinde olmak Üzere Marx'ın tarih kuramının da egemen kapitalist üretimininkine benzer ussallaştırma yapıları talep ettiğine inanmaya başladı. Adorno'ya göre modernliğin en köklü ikilemlerinin kökeninde usun ve ussallaştırmanın bu yapıları varsa, modernliğin bunalımı temelde &quot;usun bunalımı&quot; demektir. Her şeyden önce gerekli olan da usun eleştirilerek tedavi edilmesidir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adorno'nun modern usun bunalımının merkezinde yöntemin, çözümlemenin, sınıflandırmanın, evrenselliğin ve mantıksal dizgeliliğin her şeyden önce geldiği modern bilimsel usçuluğun olduğuna inancı tamdır. Adorno, nesnelerden kökten bir biçimde bağımsız tanımlanan usun dağıldığını, bozulduğunu ileri sürer.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
“Aydınlanmanın Diyaletkiği”nde Adorno, ussallığın soy kütüğünü çıkarmayı amaçlar. Aydınlanma, insanın korkularının ve umutlarının bulaştığı doğal dünyaya, söylenlere karşıdır. Usun söylenden üstünlüğü varsayımı, böylelikle, usun insanbiçimci yansıtımlarından kurtuluşu haline gelir. Us dünyayı öznel izdüşümlerden çok nesnel bir biçimde resmeder. Adorno, bu abartılı us tablosunu hem biçim hem de içerik bakımından çelişkili bulur. Ona göre söylen de us da insanlığın kendisini söylensel güçlerden kurtararak gereksinimlerini karşılamak ve tutkularını doyurmak için doğal dünya üzerinde denetim kurma savaşımı sonucu ortaya çıkmıştır. Demek ki, aydınlanmış usun özerkliği varsayımı için gerekli biçimsel nitelikler, gerçekte insanın doğayla savaşımı içinde insanın soy kütüğü üzerinde temellenmektedir. Aydınlanmış us nesnel değildir; doğayı denetim altında tutmak isteyen insanın tutkularının hizmetindedir. Böylesi bir us insanın ayakta kalma güdüsünün somutlaşmasıyla, dolayısıyla ancak kendisi bir araç oldukça anlam kazanır.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adorno'nun felsefece duruşu ya da etkinliği, kendisini açıkça sanatsal modernliğin eylemlerine ve yazgısına bağlar; bu nedenle de iç tutarlığı eksiksizdir. Adorno, felsefenin foyasını ortaya çıkarmak ister; usçuluğu ve anlama yetisini, bunların &quot;özdeşi olmayan ötekisiyle&quot; temellendirmek ister.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
6 Ağustos 1969’da ölen Adorno'nun diğer önemli yapıtları arasında Arnold Schoenberg'in atonal müziğini müzikal modernizmin en üst noktası olarak savunduğu Philosophie der neuen Musik (Yeni Müziğin Felsefesi, 1949); somut, bireysel deneyimin modern, burjuva toplumundaki yok oluşuna ilişkin düşüncelerini yansıtan yüz elli üç çarpıcı aforizmadan oluşan MinimaMoralia (1951); Husserl'e ilişkin, görüngübilimin kaçınılmaz soyutluğu ya da aradığı somutluğu yitirmeye yazgılı oluşu üzerinde duran ve &quot;yoğun&quot; bir okuma sonucu ortaya çıkan Zur Metakritik der Erkennistheorie. Studien über Husserl und die phanomenologischen Antonomien (Bilgikuramının Üsteleştirisi: Husserl ile Görüngübilimsel Çatışkılar Üstüne incelemeler, 1956); Hegel üzerine denemelerden oluşan Drei Studien zu Hegel (Hegel Üstüne Üç Çalışma, 1963) ile Heidegger'in varoluşçuluğunu soyut ve tarihdışı olarak yorumladığı Jargon der Eigentlichkeit (Sahicilik Jargonu, 1964) sayılabilir.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Alfred Adler</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilimadamigoster.asp?id=28</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;b&gt;Alfred Adler&lt;br&gt;&lt;img src=&quot;/uploads/adler.jpg&quot;&gt;&lt;br&gt;(1870 Viyana - 1937 Aberdeen)&lt;/b&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Avusturyalı hekim ve psikolog. 1925'te Viyana Pedagoji Enstitüsü'nde görev aldı. 1929'dan başlayarak New York'ta profesörlük yaptı. Freud'un öğrencisi olan Adler daha sonra Freud'un görüşlerinden ayrıldı. 1911'de kendi &quot;Bireysel Psikoloji&quot; okulunu kurdu. Davranış bozukluklarını cinsel karmaşıklıklara değil, insanın içinde kalmış erk isteğine ve çocukluk çağında yerleşmiş olan aşağılık kompleksine bağladı. Adler'e göre kişi, aşağılık duygusunu yenmeye çalışır. Bu zorlu çaba, davranış ve sinir bozukluklarına yol açar. Başlıca yapıtları: &quot;Über den Nervösen Charakter&quot; (Sinirsel Mizaç Üzerine, 1912), &quot;Mechenkenntnis&quot; (İnsan Bilgisi, 1927, Türkçeye, İnsanı Tanıma Sanatı adı altında çevrildi), &quot;Der Sinn des Lebens&quot; (Yaşamın Anlamı, 1933).&lt;br&gt;&lt;br&gt;Adler, Macaristan'dan Avusturya'ya göç eden bir ailenin ikinci çocuğu olarak 1870 yılında Viyana'da doğdu. Babası ticaretle uğraşmaktaydı. 4 yaşına geldiğinde büyüyünce doktor olacağını söylemeye başlamıştı. Bunu söylemesinde elbette sıkıntılı çocukluk yaşantılarının etkisi vardı. Bunlar arasında yanındaki yatakta yatarken ölen kardeşine ait izlenimler, kendisinin de raşitizm nedeniyle kemiklerindeki sorunları olması ve sürekli hasta olarak gördüğü annesini iyileştirme isteği sayılabilir.
 Adler insanları tanıyabilmesini sokak çocukluğundan gelmesine bağlar.Tıp eğitimi ve ihtisasını yapıp göz hekimi olarak, çalışmaya başlamıştır. Ancak muayenehanesinin iş yapmaması üzerine pratisyen hekimlik yapmaya başlamış ve çevresinin sevgisini kazanmıştır. Bu dönemde Viyana'da daha çok yoksullara hitap eden polikliniklerde çalışmıştır. 27 yaşında evlenmiştir. 32 yaşındayken bir dostu ile birlikte tıbbi nitelikli bir dergi çıkartmaya başlamıştır. o yıl Freud ile tanışarak, psikanalitik akımın içine girmiştir. 37 yaşında iken &quot;Organların Yetersizliği Üzerine İnceleme&quot;adlı eserini yazmıştır. 40 yaşına geldiğinde ise, bu derneğin başkanı olmuştur. Bir yıl kadar sonra Adler'in görüşleri ile Freud'unkiler farklılaşmaya başladı. Adler'in &quot;Eril Protesto&quot; adını taşıyan yazısı grupta tartışma ve yoğun eleştirilere maruz kaldı. Bunun üzerine Adler ve ona eşilik eden 6 kişi dernekten istifa edip, Bireysel Psikoloji Derneği'ni kurdular. 42 yaşında &quot;Nervöz Karakter&quot; adlı ikinci kitabını yayınlayan Adler, 2 yıl kadar sonra yeni derneğin içinden arkadaşlarının ve kendisinin çok sayıda yazılarını içeren &quot;Tedavi Etmek ve Eğitmek&quot; adlı eseri oluşturmuştur. Bu sırada bir üniversiteye öğretim elemanı olarak başvurusunu yapmış ama red cevabı almıştır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;I.Dünya Savaşı'nın başlaması ile, askeri hekim olarak görev yapmış, başarıları dikkati çekmiştir. Bunun üzerine cephe hekimlerinin savaşlarda da rastlanabilen &quot;akut stres bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu&quot; konularında eğitimlerini arttırmaları için daha üst bir göreve atanmıştır. Savaşın bitişinde Osmanlı İmparatorluğu gibi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da karşı taraf tarafından bölünmüş ve işgal edilmişti. Savaş sonrası yazdığı bir yazıda &quot;insanların kendileri ile ilgisi olmayan bir savaşa girmek için heyecan duymasını, kendilerinin hissettikleri acizlik ve çaresizlik duygularından kaçınmak&quot; şeklinde açıklamıştır. Gene savaş karşıtı &quot;Öteki taraf &quot; adlı yazısında halkın savaşçı bir eğilimle beslendiğinde, propagandalar ile birlikte , özellikle kişilikleri ve yaşantıları ile ilgili sorunlar da yaşıyorlarsa, savaş fanatiği haline gelebildiğini belirtir. Adler'e göre halkın çoğunluğu ise durumu yeterince netlikte bilemedikleri ve değerlendiremedikleri için, baştaki yöneticilerin isteği ile savaşmaya gider. Ne zamanki savaş kaybedilir, o zaman halk kendilerini ezenlerden kurtulur. Başkası ile savaşarak elde edemeyeceği huzura, asıl gereksinimi olan kendini rahatça ifade edebildiği demokratik yönetim ile ulaşır.
 Adler 50 yaşındadır, savaş bitmiştir. Artık ülkenin tekrar eğitim ve kalkınma hamlesine girme dönemidir. Bu aşamada Adler de üzerine düşen görevi yapar, öğretmenler için çocuk yetiştirmeye yönelik kurslar, danışmanlık hizmetleri ve eğitimde yeni sistemler üzerine çalışmalara kendi yaklaşımları ile katılır. Bu dönemde &quot;İnsan Bilgisi&quot; adlı kitabını çıkarmıştır. Bu yıllardan sonra daha çok yurtdışında kongre ve seminerlerden aldığı davetlere katılır. 59 yaşına geldiğinde Amerika'da Columbia Üniversitesi'nde iki yıl sürecek öğretim üyeliği görevine başlar. 67 yaşında iken Hollanda'da verdiği bir seminer sonrasında göğüs ağrısı hisseder. Hekimin dinlenme ve tedavi önerisine karşın, programında olan İngiltere'deki konferansa katılır. Ancak İngiltere'deki konferansın dördüncü gününde kendisini o günkü derse bekleyenler, bir süre sonra hocalarının sabah üniversiteye giden bilim yolunda kalp krizinden öldüğü haberini alacaklardır.
 Adler'e göre yetersizlik algısı gerçek yetersizlik durumundan çok daha etkili idi. Bu his insanlarda ya bu durumun ortadan kaldırılmasına yönelik çabalamaya, ya içine kapanarak, dünyaya küsmeye ya da antisosyal davranışlarla çevreye ve çevredekilere zarar verici davranışlara yol açmaktaydı. Dünyaya küsen birey kendinde kırıntı halinde bile olsa varolan toplumsallık duygusu ile tekrar toplum içine çekilip, aktif hale gelebilir. Adler'e göre yaşam topluma karşı bir sorumluluktur.
 Adler eğitimdeki hatalar sonucunda da çocuğun ezilmesi, ağır cezalar uygulanması, pasif duruma alıştırılması, inisiyatif ve yaratıcılığın kullandırılmaması, tek başına bir şey yapamayacağı duygusunun yerleşmesi görülebilmektedir. Ayrıca çevre de buna destek olmakta büyükler yanında kendini ifade etmesi önlenmekte, arkadaşlarının alaylarına müdahale edilmemesi de buna zemin hazırlayabilmektedir.
 Kişiler hissettikleri aşağılık duyguları ile ya başka özelliklerini öne çıkararak diğer insanlar üzerinde üstünlüklerini göstermeye çalışırlar ya da sıkıntı, utanç, endişe ve değersizlik hisleri ile daha dar bir çevre içine sığınıp, onlar üzerinde baskı kurmaya çalışabilirler. Bu durumu takiben kişilerde çok farklı bağımlılıklar (alkol,uyuşturucu madde, kumar vb), çeşitli nevrotik bozukluklar, cinsel davranım bozuklukları ve antisosyal davranışlar sonucu suça eğilim gözlenebilmektedir. Adlerci görüşe göre, bu gibi bozuklukların tedavisinde altta yatan aşağılık duygularını oluşturan olumsuz düşünce şemalarının düzeltilmesi gerekir.
 Bireyler hangi soydan,cinsiyetten , sosyokültürel çevreden gelirlerse gelsinler öncelikle insandırlar. Her insan zekası, duyguları ve kültürü ile değerlidir. Doğan her bebek geleceğimiz için önemlidir. İyi ürün almak için, toprağa tohum atmak yetmez, ona iyi bakım vermek gerekir. Sadece başkalarında bulunan, sahip olamadığımız kaynakları övüp, sahip olduklarımızı görmezden gelmek de bir aşağılık duygusu ifadesidir. Önemli olan kendi kaynaklarını diğerlerinin kaynaklarına göre geliştirmek için çaba sarfetmektir. Bunun için elbette ki, herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Siz ancak görevinizi tam olarak yaparsanız, yakınma hakkına sahip olabilirsiniz. Aksi halde yapılan yakınmalar kendi değersizlik hislerimizin ve aşağılık duygularımızın başkalarına yüklenmesi, yansıtılmasından başka bir şey değildir. Kendinizi ancak daha çok çalışarak, emek harcayıp, ürün vererek ortaya koyabilirsiniz. Bu da ne yazık ki, yorulmadan olmaz. Ne kadar acılar yaşanmış olursa olsun, inatla &quot;ben hala varım&quot; denmelidir. Kararmış gümüşler, gözalıcı parlaklıktaki gümüşlere dönüşebilir, yeter ki parlatmak için çabalayın.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Niels Henrik ABEL</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilimadamigoster.asp?id=27</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;b&gt;Niels Henrik ABEL&lt;br&gt;&lt;img src=&quot;/uploads/1023273874.71_content.jpg&quot;&gt;&lt;br&gt;(1802 Finnoy Adası - 1829 Arendal)&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Norveçli matematikçi. Öğrenimini Oslo'da yaptı. İlk önemli yapıtı, beşinci derece genel denkleminin çözümünün olanaksızlığı üzerine oldu. Yaşamı yoksullukla geçti. Norveç hükümetinin bursuyla Almanya ve Fransa'da kaldı (1825 - 27). Adıyla anılan integraller üzerine araştırmaları ile Abel teoremini kapsayan yapıtını Paris Fen Akademisi'ne sundu. Norveç'e dönüşünde Oslo Üniversitesi'nde astronomi yardımcı profesörü oldu. Kısa yaşamı boyunca serilerin yakınsaklığını inceledi, eliptik integrallerin inversiyonunun katlı periyodik fonksiyonlar verdiğini buldu.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;O dönemlerde, genç bir matematikçinin şöhreti yakalayabilmek için tek çaresi, Paris gibi büyük merkezlerdeki tanınmış kişilerin takdirini kazanabilmek olduğundan, Abel, Paris'te zamanın büyük isimlerinden Cauchy'ye bir çalışmasını takdim eder. Oysa Cauchy kendi ünüyle meşguldür, kuzeyden gelen genç adamın verdiği çalışmayı okumadan kaybeder. Abel, Berlin'de tanıştığı Crelle adlı matematikçinin teklifine uyarak onun yeni çıkaracağı matematik dergisine makale göndermeye başlar.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Bugün Crelle dergisi takma adıyla bilinen bu çok prestijli derginin ilk sayısında altı makalesi yayımlanır ve matematik dünyasında tanınması da bu sayede olur. Abel'in matematiğe katkısı, eliptik integral adıyla bilinen bazı tür integrallerin kavram olarak anlaşılmasını sağlamaktan ibarettir. Bu integrallerin nasıl hesaplanacağı hâlâ bilinmemekle birlikte, altında yatan temel kavramlar Abel'in ve çağdaşlarının çalışmalarıyla aydınlanmıştır.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Abel'in matematik dünyası dışında da tanınmasını sağlayan çalışması ise beşinci derece polinom denklemlerinin&lt;/a&gt; çözümleriyle ilgilidir. Birinci ve ikinci derece polinom denklemlerinin çözümü yıllardır biliniyordu. Üçüncü derece polinom denkleminin çözümünü, 15. yy.da İtalyan matematikçi  Cardano, dördüncü derece polinom denklemin çözümünü de Cardano'nun arkadaşı Ferrari, yine katsayılar cinsinden çözmeyi başardı. İnsanlar dördüncü derece denklemlerden sonra beşinci derece denklemlerle tam üç yüzyıl hiçbir sonuç almadan uğraşmışlardır. İşte Abel burada tarih sahnesine çıktı ve beşinci dereceden genel bir polinomun köklerinin bilinen yöntemlerle bulunmasının mümkün olmadığını gösterdi. Bazı özel beşinci derece denklemlerin çözümünün bulunduğu halde, her denkleme aynı şekilde uygulandığında, bize çözümü verecek bir metodun olmadığını ispatladı.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Abel, matematikte elde ettiği parlak sonuçlara rağmen hayatı boyunca doğru dürüst bir iş bile bulamadı. Matematikçi olarak kendisini Avrupa'daki matematik çevrelerine bir türlü kabul ettiremedi. Sonunda 26 yaşında, yokluk içinde veremden öldü. Ölümünden iki gün sonra adına bir mektup geldi. Berlin Üniversitesi'nden gönderilen mektupta, Abel'in ölümünden habersiz, genç matematikçiye çalışmalarının dikkat çektiği ve üniversitede iş teklif edildiği bildiriliyordu. Öldükten sonra anlaşılma olgusunun bu denli tez gerçekleştiği bir daha görülmedi.&lt;/p&gt;&lt;br&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.google.com.tr/custom?q=niels+henrik+abel&amp;sa=Ara&amp;client=pub-6477513437645716&amp;forid=1&amp;ie=ISO-8859-9&amp;oe=ISO-8859-9&amp;cof=GALT%3A%23008000%3BGL%3A1%3BDIV%3A%23336699%3BVLC%3A663399%3BAH%3Acenter%3BBGC%3AFFFFFF%3BLBGC%3A336699%3BALC%3A0000FF%3BLC%3A0000FF%3BT%3A000000%3BGFNT%3A0000FF%3BGIMP%3A0000FF%3BLH%3A100%3BLW%3A100%3BL%3Ahttp%3A%2F%2Fwww.lokmanbas.com%2Flblogo.jpg%3BS%3Ahttp%3A%2F%2Fwww.lokmanbas.com%3BLP%3A1%3BFORID%3A1&amp;hl=tr&quot;&gt;Daha Geniş Bilgi İçin TIKLAYINIZ&lt;/a&gt;
</description>
</item>
  
<item>
<title>Edward Jenner</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilimadamigoster.asp?id=26</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;img src=&quot;/uploads/Edward_Jenner.jpg&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;(1749-1823)&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;
&lt;p&gt;Genellikle hastayı çldürmüş olan, korkunç bir hastalık olan çiçek hastalığını araştırmış bir İngiliz kasaba doktoruydu. Bir köy papazının çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;18.yy'da İngiltere'de, çiçek hastalığı mikrobunu, hastalığın hafif şeklini geçirmiş olan bir kişiden çocuklara aşılamak yaygın bir uygulama idi. Beklenti, çocuğun çiçek hastalığı şiddetini hafif geçirmesi, yaşaması ve hayatının geri kalanı için bu hastalığa bağışık olmasını sağlamak idi. Bazende bu böyle oldu; bazen çocuk öldü.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Edward Jenner çok sayıda bu tür aşılama yapmıştır. Fakat ineklereki çiçek hastalığını (inek sağan insanların yakalandığı hafif bir hastalık) geçirmiş olan insanların, çiçek hastalığına yakalanmadıklarını fark etti.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;O bir deney yaptı. Bir erkek çocuğunu inek çiçek hastalığı cerehati ile aşıladı, daha sonra da çiçek hastalığı cerehati ile aşıladı. Erkek çocuğu çiçek hastalığına yakalanmadı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu çiçek hastalığına karşı daha güvenli bir korunma metodu idi. Buna &quot;aşılama&quot; (vaccination) adı verildi (latince 'vacca' 'inek' demektir). Birkaç yıl içinde bu metot bütün Avrupa'da kullanılır oldu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.google.com.tr/custom?q=Edward+Jenner&amp;sa=Ara&amp;client=pub-6477513437645716&amp;forid=1&amp;ie=ISO-8859-9&amp;oe=ISO-8859-9&amp;cof=GALT%3A%23008000%3BGL%3A1%3BDIV%3A%23336699%3BVLC%3A663399%3BAH%3Acenter%3BBGC%3AFFFFFF%3BLBGC%3A336699%3BALC%3A0000FF%3BLC%3A0000FF%3BT%3A000000%3BGFNT%3A0000FF%3BGIMP%3A0000FF%3BLH%3A100%3BLW%3A100%3BL%3Ahttp%3A%2F%2Fwww.lokmanbas.com%2Flblogo.jpg%3BS%3Ahttp%3A%2F%2Fwww.lokmanbas.com%3BLP%3A1%3BFORID%3A1&amp;hl=tr&quot; target=_blank&gt;Edward Jenner Adlı Bilim Adamı Hakkında Daha Detaylı Bilgi&lt;/a&gt;&lt;/P&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Lazaro Spallanzani</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/bilimadamigoster.asp?id=25</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;b&gt;Lazaro Spallanzani (1729-1799)&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;
Van Leeuwenhoek'un tanımladığı &quot;küçük hayvancıklar&quot; ile ve bunların nereden geldikleri ile çok ilgilenmiş bir İtalyan bilim adamı idi. Pek çok insan bunların kendiliğinden oluşum ile ortaya çıktığını düşünmüştü. Spallanzani bunu doğru olmadığını gösterdiği pek çok deney yaptı. Bu küçük organizmalar, daha büyüklerinin olduğu gibi daima yumurtalardan yada sporlardan gelmekteydiler.&lt;p&gt;1799’da İtalya’da Lazaro Spallanzani’nin çeşitli bitki özetleri ile yaptığı ve mikroskopik canlıların da kendiliğinden oluşmadığını gösterdiği deneyler de spontan jenerasyonu kabul eden araştırıcıları bu fikirlerinden döndürmeye yetmemiştir. Spallanzani bu özetleri değişik süreler kaynar suda tutarak bazı mikroorganizmaların ısıya duyarlı olduğunu ve kısa sürede öldüğünü görerek muhtemelen protozoon olan bu canlılara yüksek sınıf (superior) animalkül; bazılarının ısıya daha dayanıklı olup uzun sürede öldüğünü görerek bunlara aşağı sınıf animalkül demiş, bu şekilde mikroorganizmaların ısıya duyarlılıklarının farklı olduğunu da ilk gösteren olmuştur. Spallanzani’nin bu deneyleri Pasteur’ün spontan jenerasyon inanışına son veren deneylerinin öncüsü sayılabilir. Bu şekilde çok eskilerden beri ampirik olarak kullanılan ısının önce bozulmayı ve kokuşmayı önlemek, mikroorganizmaların hastalık etkeni olduğunun anlaşılmasından sonra da bulaşmayı önlemek için daha bilimsel şekilde kullanılmasının yolu açılmıştır. Örneğin 19. yüzyılın son çeyreğinde Schwann kaynatmanın etin bozulmasını her zaman önlemediğini göstermiş, Pasteur laktik fermentasyonu önlemek için sütün 110°C’de ısıtılması gerektiğini, Schroeder et, yumurta sarısı ve sütün bozulmadan saklanması için 130°C’de ısıtılması gerektiğini belirlemişlerdir.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title><font style="color:red;"><b>********DENEYLER********</b></font></title>
<link>http://www.lokmanbas.com/deneyler.asp</link>
<description>********DENEYLER********</description>
</item>

<item>
<title>Suya Daldirilan Her Cisim Islanir mi?</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/deneygoster.asp?id=31</link>
<description>Dereceli silindirin agiz kismina yakin olan bölgesine kagit veya pamugu yerlestiriniz. Pamugun yan yüzeylere tutunmasina dikkat ediniz. 
Içinde pamuk olan dereceli silindiri; agzi asagiya gelecek sekilde, su dolu beherglasin içine daldiriniz. </description>
</item>
  
<item>
<title>Dereceli Silindirin Içine Hapsedilen Hava</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/deneygoster.asp?id=32</link>
<description>1. Hava kabarciklarini daha iyi gözlemlemek için beherglasin içine birkaç damla gida boyasi damlatiniz. &lt;br&gt;
2. Cam çubukla karistiriniz. &lt;br&gt;
3. Dereceli silindiri, agiz kismi asagiya ve su yüzeyine dik gelecek sekilde su dolu beherglasa daldiriniz.&lt;br&gt;
4. Dereceli silindiri yana dogru yatiriniz.&lt;br&gt;
5. Her iki durumda gözlemlediginiz sonuçlari karsilastiriniz.</description>
</item>
  
<item>
<title>Havasiz Yere Su Dolar</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/deneygoster.asp?id=34</link>
<description>1. Beherglasa yaridan fazla su doldurunuz (gida boyasi da kullanabilirsiniz). &lt;br&gt;
2. Lastik hortumun bir ucunu tabana degecek sekilde silindirin içine yerlestiriniz. &lt;br&gt;
3. Içindeki hortumun ucuyla birlikte dereceli silindiri agzi asagiya gelecek sekilde dik olarak su içine batiriniz.&lt;br&gt;
4. Dereceli silindirin tabanindan bastiriniz.&lt;br&gt;
5. Hortumun açikta kalan ucunu agziniza alip, dereceli silindir içindeki havayi eminiz. Sonucu gözlemleyiniz.&lt;br&gt;
6. Hortumun ayni ücündan hava üfleyiniz ve sonucu gözlemleyiniz.&lt;br&gt;
7. Her iki sonucu karsilastiriniz.</description>
</item>
  
<item>
<title>Hava Olan Yere Su Girmez</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/deneygoster.asp?id=36</link>
<description>1. Kristalizuara yarıdan biraz fazla su doldurunuz.&lt;br&gt;
2. Su üzerine tahta tıpayı bırakınız.&lt;br&gt;
3. Küçük beherglası, kristalizuar içinde aşağıya doğru batırırken mantarın durumunu gözlemleyiniz.&lt;br&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Virüs Modeli Yapalım</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/deneygoster.asp?id=40</link>
<description>1. Balonu şişirerek ağzını iplikle sıkıca bağlayınız (ipin kalan ucunun 10 cm veya daha fazla olmasına dikkat edin).&lt;br&gt;
2. Kalın kartondan 5 cm çapında 15 adet, 3 ve 10 cm çapında birer adet daireler keserek her bir dairenin ortasına delik açınız.&lt;br&gt;
3. Balonu bağladığınız ipe, daire şeklinde kestiğiniz kalın kartonları sırayla geçiriniz (önce çapı 3 cm olanlar ve sonra 5 cm, 10 cm olanlar).&lt;br&gt;
4. Kartonlar iplikten çıkmayacak şekilde ipin ucunu düğüm yapınız.&lt;br&gt;
5. Son kartonun arkasına ipi bantla yapıştırınız.
&lt;br&gt;
6. Pipetleri kıvrılabilen kısmından katlayınız. Uzun tarafı bir kez daha kıvırınız (Yani pipetler üç parçaya kıvrılmış olsun).&lt;br&gt;
7. Pipetleri, uzantı oluşturacak şekilde en büyük kartonun altına yapıştırınız.&lt;br&gt;
8. Yaptığınız modelle aşağıdaki virüs modelini karşılaştırınız.&lt;br&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>********DERS NOTLARI********</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/dersnotlari.asp</link>
<description>********DERS NOTLARI********</description>
</item>

<item>
<title>Fen ve Teknoloji-Bilimsel Yöntem</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/dersnotugoster.asp?id=96</link>
<description>&lt;h2&gt; 1. BİLİMSEL YÖNTEM&lt;/h2&gt;
 &lt;strong&gt;Bilim:&lt;/strong&gt; insanların özlem ve deneylerle elde ettiği tarafsız ve düzenli bilgi birikimleridir. 
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Bilimsel bir problemin çözüm aşamaları : &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;table cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot;&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Problem tesbit etmek &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Gözlem yapmak &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Verileri toplamak &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Hipatez kurmak &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Hipoteze dayalı tahmin kurmak &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;img src=&quot;resimler/sola_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;right&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/yukari_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; YANLIŞ İSE &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Doğru İse &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;img src=&quot;resimler/saga_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Gerçek Olur &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Teori Olur &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;resimler/asagi_ok.gif&quot;&gt; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;247&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt; Kanun Olur &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;84&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;129&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Gözlem : &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; beş duyu organlarıyla yapılan incelemelerdir.ikiye ayrılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; A)Nitel gözlem : Ölçü aletleri kullanılmadan yapılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Örnek:hava çok sıcaktır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;B)nicel gözlem : Ölçü aletleri kullanılarak yapılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Örnek:hava 35 c dir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Veri &lt;/strong&gt; :&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Gözlemler sonucu elde edilen ve doğruluğu herkezce kabul edilen gerçekler topluludur.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Hipotez :&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Probleme sunulan geçici çözüm yoludur.iyi bir hipotezin özellikleri şunlardır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; A )Eldeki gerçeklere aykırı olmamalı &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; B) Eldeki gerçekler arasında bağlantı kurabilmeli &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; C) Yeni gerçeklere ve tahminlere yol açmalıdır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Tahmin: &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kurulan hipotezden çıkarılan yeni sonuçlardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Konturöllü deney:bir deneyde bir öğe hariç diğer tüm öğeler sabit tutulur.bu bir öğenin değişen değerlerinin deneye olan etkisinin ortaya çıkarılmasına konturollü deney denir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Gerçek: &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Bütün bilim adamlarınca dogrulugu kabul edilen degerlere gerçek denir.gerçekler yapılan gözlemler sonucu her zaman aynı neticeyi verirler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Teori&lt;/strong&gt; :Kısaca kökleşmiş hipotezlerdir.dogrulugu ıspatlanmadıgı gibi çürütülememiş ve yeni bulgularla devamlı desteklenen hipotezlerdir.hipotezlere göre gerçeklere daha yakın olmasına rağmen çürütülmeside mümkündür. &lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Kanun&lt;/strong&gt; : &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Doğruluğu bütün bilimlerce kabul deilen teori veya gerçeklerdir.kanun bilimsel aşamanın sonucudur.kanunlar herkez tarafından aynı sonucu verir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; BİLİM ADAMININ ÇALIŞMA PRENSİBİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;1) Bilim;&lt;/strong&gt;İnsanlar tarafından tarafsız gözlem ve deneylerle elde edilen düzenli bilgi birikimidir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Bir bilimsel problem şu basamaklardan geçtikten sonra geçerlilik kazanır.&lt;/p&gt;
&lt;ul&gt;
  &lt;li&gt; Problem Tespiti; Örneğin kanserin sebebi nedir?&lt;/li&gt;
  &lt;li&gt; Gözlem Yapmak;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;2) Gözlem;&lt;/strong&gt; Duyu organlarımızla yaptığımız incelemedir.2 çeşittir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;a)Nitel gözlem;&lt;/strong&gt; Ölçü aletleri kullanmadan yapılan gözlemdir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Örnek; Bugün hava çok sıcak.&lt;/p&gt;
&lt;ul&gt;
  &lt;li&gt;Sayısal değer elde edilmez.Sonuçları kişiden kişiye değişir.&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;b)Nicel gözlem;&lt;/strong&gt; Duyu organlarımız yanı sıra ölçü aletlerininde kullanıldığı gözlemdir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;* Bugün hava 40 derecedir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 3)Veri toplamak; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Gerçek;&lt;/strong&gt; Aynı koşullarda değişik kişiler tarafından tekrarlandığında aynı sonuçların elde edildiği bilgidir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Veri;&lt;/strong&gt; Özel bir problemle ilgili gerçeklere veri denir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;4)Hipotez kurmak;&lt;/strong&gt; Probleme sunulan geçici çözümdür.Örneğin kanserin sebebi sigaradır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; * Çürütülebilir.Eğer hipotez verileri desteklemiyorsa değiştirilir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;5)Tahminde bulunma;&lt;/strong&gt; Hipoteze dayalı olarak ortaya çıkan mantıksal sonuç.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Eğer…………..ise……………….dır şeklindeki cümlelerden oluşturulur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;6) Kontrollü deney yapmak;&lt;/strong&gt; Bir deneyin sonucunu etkileyecek faktörlerden her seferinde yalnız birinin değiştirilmesiyle yapılan deneylerdir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;7) Sonuç;&lt;/strong&gt; Çürütülme,Çözüm,Teori &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Çürütülme;&lt;/strong&gt; Kontrollü deneyler hipotezi desteklemiyorsa yeni bir hipotez kurulur.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Teori;&lt;/strong&gt; Doğruluğu kesin olarak ispatlanamayan ,ancak yapılan deney ve gözlemlerle desteklenen kökleşmiş hipotezlerdir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Kanun;&lt;/strong&gt; Teorilere göre daha geçerli olan evrensel sonuçlardır.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Biyoloji-Fen ve Teknoloji-Proteinler</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/dersnotugoster.asp?id=95</link>
<description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;strong&gt; PROTEİNLER &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Yapılarında C, H, O ve N’a ek olarak S ve P vardır. N içeren tek besin proteindir. Yapıcı ve onarıcı olarak görev yapar. Gerektiğinde de az miktarda olsa enerji üretiminde de kullanılır. Yapı taşları &lt;strong&gt;aminoasitlerdir&lt;/strong&gt;.Protein moleküllerinin yapısında en fazla 20 çeşit amino asit bulunabilir zira doğada en fazla 20 çeşit aminoasit bulunmaktadır. Yapıtaşları arasında &lt;strong&gt; peptit&lt;/strong&gt; bağları bulunur.Aminoasitlerin sıra ve sayısının farklı olması proteinlerin farklı olmasını sağlar.Proteinler asidik ve bazik özellik gösteren tek besin olup bundan dolayı &lt;strong&gt;amfoter&lt;/strong&gt; özellik gösterirler.Yani asitlere karşı baz bazlara karşı asit özelliği gösterirler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; -Bir aminoasitte bir &lt;strong&gt;karboksil&lt;/strong&gt; birde &lt;strong&gt;amino grubu&lt;/strong&gt; bulunur.Proteinlere karboksil grubu &lt;strong&gt;asidik&lt;/strong&gt;, amino grubu ise &lt;strong&gt;bazik&lt;/strong&gt; özellik kazandırır.&lt;strong&gt;Radikal grup&lt;/strong&gt; ise doğadaki 20 çeşit aminoasitin birbirinden farklı olmasını sağlar.Yani tüm aminoasitlerin amino ve karboksil grupları aynıdır.&lt;/p&gt;
&lt;table cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot;&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;109&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H &lt;br&gt;
      | &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;198&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;(Amino Grubu) &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;3&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;NH2 – C – COOH &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;222&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;(Karboksil Grubu) &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;109&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;| &lt;br&gt;
      R &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;br&gt;
      (Radikal Alkil Grubu) &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;p&gt;-Bir aminoasit in karboksil grubuyla diğer bir aminoasitin amino grubu arasında 1 molekül suyun çıkıp 1 adet &lt;strong&gt;peptid&lt;/strong&gt; bağının kurulmasıyla oluşan yapıya &lt;strong&gt;dipeptid&lt;/strong&gt; denir.Bu şekilde çok sayıda peptid bağının kurulmasıyla oluşan yapıya ise &lt;strong&gt;polipeptid=protein&lt;/strong&gt; denilir&lt;strong&gt;&lt;em&gt;. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; &amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;table cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot;&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H&lt;br&gt;
      | &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H &lt;br&gt;
      | &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H
        &lt;br&gt;
        | &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H &lt;br&gt;
      | &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H &lt;br&gt;
      | &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;NH2 &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;-C- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;CO OH-H &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;-N- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;C- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;CO OH-H &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;-N- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;C- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;CO OH-H &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;-N- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;C- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;CO OH-H &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;-N- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;C- &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;COOH &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;| &lt;br&gt;
      R &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H&lt;SUB&gt;2&lt;/SUB&gt;O &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;| &lt;br&gt;
      R &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;Peptid Bağı &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;| &lt;br&gt;
      R &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;H&lt;sub&gt;2&lt;/sub&gt;O &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;|&lt;br&gt;
      R &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;Peptid Bağı &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;| &lt;br&gt;
      R &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td height=&quot;95&quot; colspan=&quot;8&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;DİPEPTİD &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;5&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;TRİPEPTİD &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
    &lt;td colspan=&quot;6&quot;&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;POLİPEPTİD &lt;/p&gt;
    &lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;-Enzim ve hormonların yapısına katılırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;-Hücre zarının yapısına katılırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;-DNA’ nın gen adı verilen bölgesinden sentezlendiği için her canlının protein yapısı kendine has özellik gösterir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;-Kaslardaki aktin ve miyozin iplikleri,derideki kıllar ve tırnakları oluşturan keratin yapısal proteine örnektir&lt;strong&gt;&lt;em&gt;. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;-&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Proteinlerin fazlası vücutta yağ olarak ta depolanabilirler.&lt;/p&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Biyoloji-Fen ve Teknoloji-Endokrin Sistem</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/dersnotugoster.asp?id=94</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.lokmanbas.com/dersnotlari/endokrin.zip&quot;&gt;&lt;img src=&quot;/images/download.gif&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/center&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; ENDOKRİN SİSTEMİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Endokrin sistem, endokrin bezlerden oluşur. Bu bezler hormon salgılayarak kana verirler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Hormonlar; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Organ ve sistemlerin düzenli çalışmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kararlı bir iç çevre (homeostasi) oluşturur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Üreme, büyüme ve gelişme olaylarını kontrol eder. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Çoğunlukla protein veya steroid yapıdadır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kan ile taşınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Etkisi geç başlar. Çünkü, yapımı ve taşınması süre alır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hücrelerde hormonları tanıyacak özel reseptörler (almaç) bulunur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hormonların etki ettiği hedef organları vardır. Bazı hormonlar bütün organları (Tiroksin), bazıları birden fazla organı (Eşey hormonları) ve bazıları da yalnız bir organı (Gastrin) etkiler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Az miktarda bile etkilidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Etkisi uzun sürelidir. Çünkü, hormonlar karaciğerde uzun bir sürede parçalanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Fazlası kendi yapımını durdurur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Az veya çok salgılanmaları halinde anormallikler oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; İnsanlarda hormon salgılanması; &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dış faktörlerin değişmesi, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kandaki madde miktarlarının değişmesi, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sinir sisteminin uyarması, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bir başka bezin uyarması ile olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Bitkisel Hormonlar&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Bitkilerde üretilen hormonlar ya difüzyon veya soymuk boruları ile taşınırlar. Bitkilerde düzenleme sadece hormonlarla sağlanır. Hormon salgılayan endokrin bezleri yoktur. Hormonlar belirli bölgelerdeki hücreler tarafından salgılanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Bitkilerde hormonlar üreme ve büyüme olaylarını kontrol eder. Beş çeşittir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Oksin&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Diğer hormonlarla birlikte bitkinin gelişmesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bitkinin boyca büyümesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hücre bölünmesi, hücre büyümesi, hücre ve doku farklılaşmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bitkinin güneşe yönelmesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Çok salgılanırsa büyüme durur, az salgılandığında yapraklar dökülür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Meyve vermede etkilidir. Döllenmiş çiçeğin dökülmesini engeller. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yapay olarak üretilen oksinler, yabani otların imhasında kullanılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Giberellin &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Gövde büyümesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Meyve büyümesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Tohum çimlenmesini uyarır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Tomurcuk gelişmesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yaprakların geç dökülmesinde etkilidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hücre bölünmesini uyarır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Absisik Asit&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bitki için elverişli olmayan ortamlarda tohumun çimlenmesini engeller. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bitkilerin uyku halinin devam etmesini sağlar, (dormansi) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Tomurcuk gelişimini durdurur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Etilen &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yaprak dökümünü sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Meyve olgunlaşmasını sağlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;İnsanlarda Bezler ve Hormonlar &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; insanlarda üç tip bez bulunur: &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; a)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Endokrin Bezler&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; •- Sadece hormon salgılar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Salgılarını kana verir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hipofiz, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi v.s. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Ekzokrin Bezler&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - &lt;strong&gt;Hormon &lt;/strong&gt;olmayan salgıları salgılar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sağılarını kanala verir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Süt bezi, tükrük bezi, v.s. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; c)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Karma Bezler&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hormon üreterek kana verir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Enzim üreterek kanala verir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Hipofiz Bezi &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Vücutta birçok olayı düzenleyen, çok sayıda hormon salgılar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; -Bu hormonlar, diğer endokrin bezlerin salgılarını da denetler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hipofizin salgı yapabilmesi için, önce hipotalamustan gelen salgılatıcı faktörlerin (RF) hipofizi uyarması gerekir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hipofiz kafatası içindedir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Ön lob, ara lob ve arka lob olmak üzere üç kısımdan oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Ergenlikte sadece ön ve arka lob bulunur ve bu bölgelerde farklı hormonlar salgılanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Arka loptan salgılanan hormonlar: &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - ADH (Vasopressin) (Anti Diüretik Hormon) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Oksitosin &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Ön lobtan salgılanan hormonlar: &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - STH (Somato Tropin Hormon) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - TSH (Tiroid Uyarıcı Hormon) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - ACHT (Adreno Kortiko Tropik Hormon) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - MSH (Melanosit Uyarıcı Hormon) (Aralop) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - GTH (Gonado Tropin Hormon) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Arka Lo ptan Salgılanan Hormonlar &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - iki çeşit hormon salgılar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Oksitosin ve vasopressin gerçekte hipofizin değil, hipotala-musun hormonlarıdır. Hipotalamustan salgılanır, hipofizin arka lobunda depolanır. Gerektiğinde arka İobta bulunan depolardan kana verir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1. Oksitosin &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Oksitosin sadece dişilerde salgılanır ve döl yatağı kasına etki ederek, doğuma yardımcı olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Süt bezlerinden süt salgılanmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2. ADH (Anti Diüretik Hormon = Vasopressin) &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Böbrek tübüllerini etkileyerek, suyun böbreklerden geri emilmesini sağlar. Az salgılanırsa böbreklerden fazla miktarda su kaybı olur. Susuzluk duygusu artar. Bu duruma şekersiz şeker hastalığı denir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Düz kasların kasılmasını düzenler. Böylece atardamarları kastırarak kan basıncını artırır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Ön Loptan Salgılanan Hormonlar &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Beş çeşit hormon salgılar. Bunların çoğu diğer bezlerin çalışmasını kontrol eder. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1. STH (Somato Tropiri Hormon) &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Büyüme hormonudur. Uzun kemiklerin ve genel olarak vücudun büyümesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Büyüme evresinde çok salgılanırsa devlik (gigantizm) oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Az salgılanırsa cücelik (nanizm) oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Büyüme çağından sonra fazla salgılanırsa el, ayak ve kafatası kemikleri orantısız büyür. Bu anormalliğe akromegali denir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hücrelerde protein sentezini hızlandırır. Karbonhidrat ve yağ metabolizmasını düzenler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2. TSH (Tiroid Uyarıcı Hormon) &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Tiroid bezini uyarır, salgı yapmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 3. ACTH (Adreno Kortiko Tropik Hormon) &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Böbrek üstü bezini uyarır, buradan hormon salgılanmasını sağlar. &amp;quot;Hipotalamus İRF&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 4. MSH (Melanosit Uyarıcı Hormon) &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Araloptan salgılanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Derideki melanosit hücrelerinin melanin pigmenti oluşturmasını uyarır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Melanin deriye renk verir, gözde karanlık oda oluşumunu sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eksikliğinde albino (renksiz) bireyler oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 5. GTH (Gonado Tropik Hormon)&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Üreme faaliyetlerini düzenler, üç çeşittir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt; FSH &lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;(Folikül Uyarıcı Hormon)&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Erkeklerde sperm ve testosteron salgılanmasını uyarır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dişilerde yumurta olgunlaşması ve östrojen salgılanmasını uyarır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; IH (Lüteinlestirici Hormon)&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Erkeklerde sperm olgunlaşmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dişilerde yumurta atımını sağlar (Ovulasyon). &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; c)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; LTH (Luteo Tropik Hormon):&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Erkeklerde salgılanmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dişilerde östrojen ve progesteron yapımı, sütün üretilmesi, hamileliğin devam etmesi ve annelik duygusunu geliştirir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Tiroid Bezi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Gırtlağın altında soluk borusuna sarılmış kelebek şeklindedir. Hipofiz bezinin TSH'ı ile uyarılır ve iki çeşit hormon salgılar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;a) Tiroksin&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Bütün hücreleri etkileyerek, metabolizmayı düzenler. Gelişme çağında az salgılanırsa kretenizm denilen cücelik ve zeka geriliğine neden olan hastalık oluşur. Ergin dönemde az salgılanırsa miksodema hastalığı oluşur. Metabolizma yavaşlar, uyuşukluk görülür, vücut ısısı düşer, kıllar dökülür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Ergin insanda tiroid bezi fazla salgı yaparsa metabolizma hızı yükselir ve iç guatr oluşur. Bu kişilerde kalp hızlı çalışır, vücut ısısı ve solunum hızı artar, gözler dışarı doğru fırlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Tiroksinin yapısında iyot vardır. Yeterli iyot alınamazsa tiroksin azalır, TSH miktarı artar. Bunun sonucu tiroid bezi büyür ve boğazda şişkinlik oluşur. Bu duruma basit guatr denir. İyotlu besinler kullanılarak bu hastalık giderilebilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Kalsitonin&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kandaki kalsiyum ve fosfatın kemiklere geçmesini düzenler (D vitamini ile). Az salgılanırsa kemikler zayıflar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Paratiroid&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt; Bezi &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Tiroid bezi üzerinde 4 küçük bezden oluşur. Parathormon salgılar. Kalsitonine zıt etki gösterir. Kalsiyumun kemikten kana geçmesini, böbrekten geri emilimini ve bağırsak villuslarından kana geçişini artırır. Böylece kandaki kalsiyum artar. Az salgılanırsa kalsiyum kanda ve kaslarda azalır. Kaslarda tetani denen ağrılı kasılmalar olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Böbrek Üstü Bezi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Böbreklerin üst kısmına yapışmış iki bezdir. Böbreklerle doğrudan ilişkisi yoktur. Kabuk (korteks) ve öz (medulla) olarak iki kısımda incelenir. ACTH ile uyarılır. Kabuk ve öz bölgesinden ayrı hormonlar üretir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Kabuk Bölaesi Hormonları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; a)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Kortizol&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kan şekerini artırır. Bunu da yağ ve proteinlerden glikoz oluşturarak sağlar. Ayrıca tedavi amaçlı olarak, iltihaplanmalarda, alerji ve romatizma tedavisinde kullanılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Aldosteron&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Hücre dışı sıvıların iyon derişimini düzenlemeye yardım eder. Böbrekte Na ve Cl iyonlarının geri emilmesini sağlar. Aldosteron az salgılanırsa Na ve Cl nin böbrekten geri emilimi azalır ve böylece kan basıncı düşer, doku sıvısı azalır, Na ve K iyon derişimi bozulur ve kasların yorulmasına neden olur. Deride pigmentleşme artar, tunç rengini (addison) alır. Fazla salgılanırsa kan basıncı yükselir, doku sıvısı artar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Öz Bölgesi Hormonları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; a)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Adrenalin (Epinefrin)&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Heyecan, korku, üzüntü hallerinde ve bazı ilaçların kullanılması sonucu adrenalin salgısı artar. Kalp atışını hızlandırır, kan basıncını yükseltir. Karaciğer ve kaslardaki glikojenden glikoz oluşturur. Derideki kılcalların daralmasına neden olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;b)&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt; Nöradrenalin&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kılcal damar kasılmasında etkilidir ve kan basıncını artırır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Eşey Bezleri&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kadınlarda yumurtalık ve erkeklerde testisler üreme hücrelerini yapar ve hormon salgılar. Eşey bezleri ergenlik döneminden sonra, hipofiz bezinin etkisiyle çalışmaya başlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Dişilerde ergenlik döneminde östrojen dişilerde eşeysel olgunlaşmayı düzenler. Progesteron ise hamileliği düzenler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Erkeklerde testosteron sakal, bıyık çıkması, sesin kalınlaşması, kemik ve kasların gelişiminde etkilidir. Spermlerin olgunlaşmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Karma bir bezdir. Hormonlar langerhans adacıklarından salgılanır. Langerhans adacıklarının beta hücreleri insülin, alfa hücreleri ise glukagon hormonu salgılar. Bu hormonlar kan şekerini ayarlamada etkilidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;a)&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt; İnsûlin&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kandaki glikoz miktarını düşürür. Bunu glikozu damar dışına çıkararak, glikojen şeklinde depolatarak ve hücrelerde parçalanmasını hızlandırarak yapar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Glukagon&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Kan şekerini artırır. Bunu adrenalinin glikojenden oluşturduğu glikozu damar içine alarak yapar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Yağ + Protein --&amp;gt; Kortizol &lt;/p&gt;
&lt;center&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.lokmanbas.com/dersnotlari/endokrin.zip&quot;&gt;&lt;img src=&quot;/images/download.gif&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/center&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Biyoloji-Fen ve Teknoloji-Sinir Sistemi</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/dersnotugoster.asp?id=93</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.lokmanbas.com/dersnotlari/sinir_sistemi.zip&quot;&gt;&lt;img src=&quot;/images/download.gif&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/center&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; SİNİR SİSTEMİ &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Canlılarda içten ve dıştan gelen uyarıları alan ve değerlendi­ren, tepki oluşumunu sağlayan sistemdir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;a) Bir Hücrelilerde Sinir Sistemi:&lt;/strong&gt; Sinir sistemi yoktur. Uya­rılar hücre yüzeyindeki reseptörlerle alınıp; kamçı, sil gibi tep­kime yapılarına iletilir. Terliksi hayvanda sinir telcikleri vardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;b) Omurgasız Hayvanlarda Sinir Sistemi:&lt;/strong&gt; Hidra, deniz ana­sı ve mercanlarda merkezi sinir sistemi yoktur. Fakat sinir tel­lerinden oluşan sinir ağı bulunur. Sinir hücreleri sinaps yap­madan birbirine değerek bir ağ oluşturur. Canlı bütün vücudu ile tepki gösterir. Yassı solucan, toprak solucanı ve böcekler­de vücut boyunca uzanan ip merdiveni şeklinde sinir sistemi vardır. Ayrıca beyin görevi yapan bir çift baş ganglionu vardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;c) Omurgalı Hayvanlarda Sinir Sistemi:&lt;/strong&gt; Balıklardan meme­lilere doğru gelişen bir merkezi sinir sistemi görülür. Memeli­lerde beyindeki kıvrımlar daha fazladır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Uyarıfarı alan yapılara reseptör denir. Reseptörler; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Belirli bir bölgede toplu veya dağınık olabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yüzeye yakın veya derinde olabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Fiziksel veya kimyasal olarak uyarılabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sinir doku veya epitel dokudan oluşabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eşik şiddetindeki uyanlarla uyarılırlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Uyarılar sonucu tepki olarak harekete geçen yapılara efektör denir. Efektörler kas veya bez olabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Nöron:&lt;/strong&gt; Sinir hücrelerine nöron denir. Nöronlar gövde (çekirdek ve si-toplazma) ve uzantılardan (Akson ve dentrit) oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Dentrit :&lt;/strong&gt; Kısa, çok ve uyarıları gövdeye getirir. Akson: Uzun, tek ve uyarıları gövdeden götürür. Schwann Hücreleri: Miyelin kılıfı oluşturur. Ranvier Boğumu: Miyelin kılıfsız bölgedir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Mivelin Kılıfı :&lt;/strong&gt; Aksonu izole eder. İletim hızı miyelinlilerde 120 m/s, miyelinsizlerde 12 m/s dir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Görevlerine göre üç çeşit sinir hücresi vardır: &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;1. Duyu Nöronu:&lt;/strong&gt; Uyarıları reseptörlerden alır ve merkezi nö­ronlara iletir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;2. Motor Nöron:&lt;/strong&gt; Merkezi sinirlerde oluşturulan tepkiyi ilgili efektörlere (kas ve bez) iletir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;3. Ara (Merkezi) Nöron:&lt;/strong&gt; Uyarılara cevap oluşturan veya oluşturmayan veya yeni uyarı oluşturan sinirlerdir. Uyarılar çift yönlü olabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Görünüşlerine göre, üç çeşit sinir hücresi vardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;a) Tek Kutuplu: &lt;/strong&gt;Hücrede bir tane uzantı vardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;b) İki kutuplu:&lt;/strong&gt; Akson ve dentrit karşılıklı uçlardan çıkar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;c) Çok kutuplu:&lt;/strong&gt; Çok sayıda uzantı çıkar, akson bir, dentrit çok sayıdadır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Uyarılara tepki; Uyarı -&amp;gt; Reseptör —&amp;gt; Duyu siniri -&amp;gt; Ara sinir —&amp;gt; Motor sinir —&amp;gt; Efektör -&amp;gt; Tepki şeklinde oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Sinir hücrelerinde impuls iletimi tek yönlüdür ve bu yön dent-ritten akson'a doğrudur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Uyarıların Alınması&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; : &lt;/strong&gt; Uyarılar reseptörlerle alınır. Uyarıların alınması için uyarının en az eşik şiddetinde olması gerekir. Uyanlar; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eşik şiddetinin altında ise alınmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eşik şiddetinde ise alınır ve impuls oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eşik şiddetinden büyükse çok sayıda ve büyük impuls olu­şur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eşik şiddetinin çok üstünde ise yine alınmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; impuls iletim hızı sabittir değişmez, fakat sayısı ve şiddeti de­ğişebilir. Uyarının şiddeti, frekansı ve süresi artarsa impuls sayısı ve şiddeti artar. Bu da tepki şiddetini artırır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; İmpuls Taşınması&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; : &lt;/strong&gt; Dinlenmekte olan sinir hücrelerinin dışı (+)'dır. Bunu sağlayan dışarıdaki çok sayıda Na + ve az sayı­daki Cr'dir. Oysaki iç (-)'dir. Bunu da sağlayan içteki çok CI&amp;quot; ve az K + dır. Buna polarize hal denir. Aktif taşıma ile sağlanır. Uyarı oluştuğunda aktif taşıma yapılamaz. Na + içeri, K + dışa­rı çıkar. Na + nın girişi K + nın çıkışından hızlı olduğundan yük­ler yer değiştirir. Buna depolarize denir. Bir sûre sonra sinir hücresi eski haline gelir. Buna da repolarizasyon denir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;strong&gt;Sinaps :&lt;/strong&gt; Sinir hücreleri arasındaki boşluklardır. Sinir hücreleri birbirine değmez. Uyarılar bir sinirden diğerine veya efektöre sinapslardan kimyasal olarak nörotransmitter maddelerle ak­tarılır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Sinapslarda; : &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Uyarılar kimyasal olarak iletilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Nörotransmitter maddeler salgılanır. (Histamin, dopamin, seratonin, asetil kolin ve nöradrenalin vs.) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Ekzositoz ve endositoz olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Seçici direnç vardır. Bazı uyarılar durdurulur. Bazı uyarılar hızlandırılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Süre kaybı vardır, impuls iletim hızı düşer. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; İNSANLARDA SİNİR SİSTEMİ &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Beyin ve omurilikten oluşur. Merkezi sinirler bulunur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1. Beyin: &lt;/strong&gt; Beyin, kafatası içinde ve üç zarla örtülüdür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; a)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Sert Zar: &lt;/strong&gt;Kafatasına içten yapışık ve sert zardır. Dıştan ge­len darbelere karşı beyni korur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Örümceksi Zar: &lt;/strong&gt;Sert zar ile ince zar arasında bulunur. Bağ dokusu liflerinden oluşur. Arasında beyin omurilik sıvısı (BOS) bulunur. Bu sıvı; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Beyni mekanik etkilerden korur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kan ile hücreler arasında madde alışverişini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - İyon değişiminin dengede kalmasına yardım eder. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; c)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; İnce zar: &lt;/strong&gt;En içteki zardır. Beyne yapışıktır. Kan damarları bulunur. Beyin hücrelerini difüzyonla besler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Beyin ön, orta ve arka beyinden oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; a) On Beyin: &lt;/strong&gt; Ön beyin, uç ve ara beyin olarak iki kısımda in­celenir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Uç Beyin (Beyin Kabuğu^&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; : &lt;/strong&gt; iki yarımküreden oluşur. Yarım küreleri birbirine bağlayan köprüler vardır. Üstteki köprülere nasırlı cisim, alttaki köprülere beyin üçgeni denir. Beyin ya­rımkürelerini enine bölen yarığa rolanda yarığı denir. Dışta boz madde (dentrit ve gövde), içte ak madde (akson) bulu­nur. Görevleri; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Beş duyu merkezidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Uyarıların en son geldiği yerdir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - İstemli hareketleri yaptırır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Zeka, hafıza, hayâl his, irade ve öğrenme merkezidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Ara Beyin&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; : &lt;/strong&gt; Talamus ve hipotalamustan oluşur. Talamus koku duyusu hariç, bütün duyuların toplanma ve dağıtım merkezi­dir. Duyular burada düzenlenerek beyin kabuğuna gönderilir. Hipotalamus ise iç organ ve dokuların kontrol merkezidir. En önemli görevleri; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hipofizin uyarılarak endokrin sisteminin kontrolü &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Vücut ısısı &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Uyku ve iştah &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Eşeysel olgunlaşma vs. dir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; b)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Orta Beyin: &lt;/strong&gt;İşitme ve görme (gözbebeği açıklığının ayar­lanması) reflekleslerini yaptırır. Ayrıca kas tonusunu ayarlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; c)&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Arka Beyin: &lt;/strong&gt;Beyincik ve omurilik soğanından oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Beyincik : Kas hareketlerini düzenler. Beyincik yarımküreleri pons'la birbirine bağlanır. Ayrıca kulaktaki yarımdaire kanalla­rı ile beraber vücudun dengesini sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Omurilik Soğanı&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; : &lt;/strong&gt; Yapısı omuriliğe benzer. Yani dışta ak madde, içte boz madde bulunur. Beyinden çıkan bazı sinirler omurilik soğanından çapraz geçerler, iç organların çalışması­nı kontrol eder. Kontrol ettiği olaylar; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Solunum - Hapşurma - Öksürme &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dolaşım - Kusma - Sindirim &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Çiğneme - Karaciğerin şeker ayarlaması vs. dir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2. Omurilik: &lt;/strong&gt; Omurganın içinde, omurga boyunca uzanır. Dış­ta ak madde, içte boz madde vardır. Duyusal impulsların ço­ğu, omurilikten çapraz geçer.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Omuriliğin görevi; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Vücuttan beyne gelen, beyinden kaslara gönderilen impuls-ları iletmek. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Refleks hareketlerini yaptırmak. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Alışkanlık hareketlerini denetlemektir (Yüzme, dans etme, bisiklet sürme, v.s.). &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Refleks olayı; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Daha az sinaps içerdiğinden süre kaybı azdır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Uyanlar duyu sinirleri ile arka kökten ara sinirlere gelir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Cevap ön kökten motor sinirlerle efektöre gider. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; :&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Uyartıları alıp beyin ve omuriliğe götüren, oluşturulan tepkiyi doku, bez ve organlara götüren sinirlerin tümüne çevresel si­nir sistemi denir. Duyu ve motor sinirlerinden oluşur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Somotik Sinir Sistemi:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; isteğimizle yaptığımız davranışları yapar. Uç beyin ve beyin­cik kontrolündedir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Otonom Sinir Sistemi:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; isteğimiz dışında çalışır. Omurilik soğanı ve omurilik kontro­lündedir. Sadece miyelinsiz motor nöronlar bulunur. Otonom sistem birbirine zıt çalışan sempatik ve parasempatik sistem­den oluşur. Sempatik sinirler kalp, akciğeri hızlandırır, sindiri­mi yavaşlatır. Parasempatik sinirler, kalp ve akciğeri yavaşla­tır, sindirimi hızlandırır. &lt;/p&gt;
&lt;center&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.lokmanbas.com/dersnotlari/sinir_sistemi.zip&quot;&gt;&lt;img src=&quot;/images/download.gif&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/center&gt;</description>
</item>
  
<item>
<title>Biyoloji-Fen ve Teknoloji-Sindirim Sistemi</title>
<link>http://www.lokmanbas.com/dersnotugoster.asp?id=92</link>
<description>&lt;center&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.lokmanbas.com/dersnotlari/sindirim_sistemi.zip&quot;&gt;&lt;img src=&quot;/images/download.gif&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/center&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; SİNDİRİM SİSTEMİ &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Besinlerin, su ve enzimler yardımı ile yapıtaşlarına ayrılması­na sindirim denir. Sindirimde amaç, besinlerin hücre zarından geçebilecek küçüklüğe getirilmesidir. Besinleri oluşturan kü­çük parçalara monomer (yapıtaşı) denir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Besinlerin parçalanması iki yolla olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Mekanik Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Besinleri fiziksel etkilerle parçalamaktır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Parçalanan besinin kimyasal yapı ve özelliklerinde değişme olmaz. Ve oluşan parçalar porlardan geçmez. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Enzimlerin etkinliğini artırır, kimyasal sinirimi kolaylaştırır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Enzimler kullanılmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Su besinleri yumuşatmak için kullanılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dişlerin çiğnemesi, midenin öğütmesi vs &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2. Kimyasal Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Besinlerin yapıtaşlarına ayrılmasıdır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Enzimler görev yapar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Su besinlerin yapısına katılarak kullanılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Karbonhidratlar monosakkaritlere, proteinler amino asitlere, yağlar da yağ asidi ve gliserole kadar parçalanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Oluşan parçalar porlardan geçer. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Vitaminler ve inorganik besinler sindirime uğramaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; Canlılarda iki çeşit sindirim sistemi bulunur.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Hücre İçi Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Önce besinler fagositoz veya pinositozla hücre içine alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sonra sindirim, besin kofulunda lizozom enzimleriyle olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Amip, akyuvarlar vs. görülür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Hücre Dışı Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - önce besinler sindirim kanalına alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sonra ekzositozla hücre dışına enzim salgılanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sindirim hücre dışında olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Oluşun monomerler difüzyon ve aktif taşımayla hücre içine alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mantarlar, böcekçil bitkiler, bakteriler ve hayvanlarda görü­lür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Bitkilerde Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; . &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Bitkilerde sindirim sistemi yoktur, kendi besinlerini kendi üre­tir. Fakat bitkilerde diğer bütün canlılar gibi hücre içindeki bü- &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; yük besinlerden küçük besinler oluşturabilir. Ayrıca böcekçil bitkiler azot ihtiyacını karşılamak için hücre dışı sindirim ya­par. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Tek Hücrelilerde Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Tek hücreliler küçük moleküllü besinleri difüzyonla, büyük mo­leküllü besinleri fagositoz ya da (»inositoz yoluyla hücre içine alırlar. Besin kofuluna alınan besinler lizozomdaki enzimlerle parçalanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Paramesyumda pelikula tabakası besinlerin zarla alınımını engeller. Bu canlılar besinleri ağız yoluyla, besin kofulu içine alırlar. Bakteri ve tek hücreli mantarlar hücre dışı sindirim ya­par. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Omurgasızlarda Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Sünger ve sölenterierde vücut boşluğu sindirimin gerçekleşti­ği yerdir. Burada önce hücre dışı sonra hücre içfsindirim ya­pılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Yassı solucanlarda tek açıklıklı, halkalı solucanlardan itibaren ise iki açıklıklı sindirim sistemi görülür. Böceklerde sindirim sistemi gelişmiştir. Ağız yapıları beslenme şekillerine göre de­ğişir. Bağırsak, anüs ile vücut dışına açılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Omurgalılarda Sindirim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Omurgalıların tümünde ağızla başlayıp anüsle sona eren tam sindirim sistemi vardır. Sindirim sistemine karaciğer ve pank­reas açılır. Balık, kurbağa, sürüngen ve kuşlarda sindirim, üreme ve boşaltım sistemleri birleşerek bir delikle (kloak) dı­şarı açılır. Diğer omurgalılardan farklı olarak memelilerde sin­dirim sistemi, üreme ve boşaltım sistemlerinden bağımsız olarak dışarıya açılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Balık ve sürüngenlerde dişler besinleri tutmaya, memelilerde ise çiğnemeye yarar. Beslenme biçimine göre diş yapıları farklılık gösterir. Kuşlarda diş bulunmaz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Memelilerden geviş getirenlerde mide; işkembe, börkenek, kırkbayır ve şirden olmak üzere dört bölmelidir. Selülozun sin­dirimi otçul canlıdan salgılanan enzimlerle değil, sindirim sis­teminde bulunan tek hücreliler tarafından salgılanan enzim­lerle sağlanır. Selülozun sindirimi uzun sürer. Geviş getirme; çoktan yutmuş ve az sindirmiş oldukları maddeleri dinlenirken tekrar ağızlarına getirip tekrar çiğnemelerine denir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; İnsanlarda Sindirim Sistemi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Hücre dışı sindirim yapılır. Besinler sindirim sisteminin farklı organlarında sindirilir. Çünkü, enzimler farklı organlarda salgı­lanır. Sindirim kanalı; ağız, yutak, yemek borusu, mide, incebağırsak ve kalınbağırsaktan oluşur. Tükürük bezi, karaciğer ve pankreas sindirime yardımcı olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 1- Ağız&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Karbonhidratların kimyasal sindirimi ağızda başlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Daha çok mekanik sindirim görülür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bazik ortamdır. (pH = 6.2 - 7.4) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Tükürük bezleri, dil ve diş sindirime yardımcı olurlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Üç çift tükürük bezi bulunur. Bunlar dil altı, çene altı ve ku­lak altı tükürük bezleridir. Tükürükte su, pityalin, mukus ve ba­zı iyonlar bulunur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; -Dil besinlerin karıştırılması ve besinlerin yutulması işlevini gerçekleştirir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dişler mekanik sindirimi gerçekleştirir. Önce süt dişleri olu­şur daha sonra onların yerine asıl dişler alır. Önde kesici diş­ler, yanında köpek dişleri ve arkada azı dişleri bulunur. Daha sonrada yirmilik dişler çıkar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 2.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Yutak&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yemek ve soluk borusuna geçişin olduğu yerdir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yutma sırasında küçük dil soluk borusunu kapatır, besinler soluk borusuna kaçmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 3.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Yemek Borusu&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yutulan besinleri mideye iletir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mukus salgılanır. (Goblet hücrelerinden) Bundan dolayı kay­gandır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Peristaltik hareketle besinler tek yönde (mideye doğru) ileti­lir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mekanik ve kimyasal sindirim olmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 4. Mide&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Proteinlerin kimyasal sindirimi başlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Asidik ortamdır. (pH = 2-3) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mekanik olarak besinler öğütülür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Karma bir bezdir. Yani hem hormon hem de enzim salgılar. Salgıladığı hormonları kana, enzimleri ise mide boşluğuna verir. Ürettiği sağılar; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mukus salgılanır. Mukus mide iç duvarını kaplayarak, mide­nin enzim ve asitlerden zarar görmesini Önler. Mukus tabaka­sında oluşan bir yırtılma düzeltilmezse mide duvarında kazın­malar baslar (Gastrit), ileri sekline ise ülser denir. Bir çeşit &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; bakteri bu yaranın içine yerleşerek, çoğalır ve enfeksiyona neden olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mide mukozasının başka bir görevi; kan yapımında önemli görevi olan B 12 vitaminin emilmesini sağlayan özel bir madde salgılamaktır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Besinlerle gelebilecek mikroorganizmaları öldürür. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kasları; emine, boyuna ve çapraz yerleşmiştir. Böylelikle mide her yöne doğru hareket ederek, içinde bulunan besinle­ri mide özsuyu ile homojen olarak karıştırır. Ve mekanik sindi­rimi sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 5. İncebağırsak&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bütün besinlerin kimyasal sindirimi burada tamamlanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yağların mekanik ve kimyasal sindirimi burada olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bazik ortamdır. (pH: 9.8 &amp;#9632; 10.2) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Pankreas enzimleri ve karaciğerin safra tuzları buraya bo­şaltılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Karma bir bezdir. Yani hem hormon nemde enzim salgılar. Salgıladığı hormonları kana, enzimleri ise incebağırsak boş­luğuna verir. Ürettiği sağılar;&lt;/p&gt;
&lt;table cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot;&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; |ç salgı &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Dış salgı &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Sekretin &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Enterokinaz &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Kolesistokinin &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Erepsin &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Maltaz &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Laktaz &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; Sakkaraz &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;132&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; - Mukus salgılanır. &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
    &lt;td width=&quot;156&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
  &lt;tr&gt;
    &lt;td width=&quot;288&quot; colspan=&quot;2&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;p&gt; - Peristaltik hareket ile besinleri iletir. &lt;/p&gt;&lt;/td&gt;
  &lt;/tr&gt;
&lt;/table&gt;
&lt;p&gt; - Besinlerin emilimi tamamlanır. Bunu villuslar ve mikrovilluslarla geniş bir yüzey oluşturarak yapar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; 6. Kalınbağırsak&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mukus salgılanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sindirim gerçekleşmez. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Peristaltik hareketi vardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Suyun büyük bölümü emilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kalınbağırsaktaki bazı bakteriler B ve K vitamini üretirler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Karaciğer&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sağ ve sol lop olmak üzere iki kısımdır. Her lop, lopçuk de­nilen küçük birimlerden oluşmuştur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Dalak, sindirim kanalı ve aorttan kan gelir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sindirim için safra tuzlarını yapar. Safra kesesinde depolar. Koledok kanalıyla incebağırsağa boşaltır. Safra tuzları yağla­rın mekanik sindirimini, incebağırsağın bazikleşmesini ve bazı minerallerin atılmasını sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Ayrıca karaciğer; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Azotlu artıkları üreye çevirir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Zehirli maddeleri (toksik) etkisiz hale getirir.(H 2O 2, alkol) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Pıhtılaşmayı sağlayan protrombin ve fibrinojeni üretir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kanın damarda pıhtılaşmamasını sağlayan heparini ya­par. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yaşlanmış ve yıpranmış alyuvarları imha eder. (Kupfer hücreleri ile) Embriyonik dönemde alyuvar üretir. (Retikulo endotel hücreleri ile) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mineral depolar. (Fe.Cu) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Fazla glikozu, glikojen olarak depolar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; . - Bazı vitaminleri sentezler (A) ve depolar. (A, D,E ve K) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Besinlerin (protein, karbonhidrat ve yağ), birbirine dönü­şümünü sağlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hormonlarının fazlasını imha eder. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Pankreas&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - İç ve dış salgı yapan kanma bir bezdir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Kan şekerini ayarlayan insülin ve glukagon hormonlarını ya­par ve kana verir. (İnsülin kan şekerini düşünür, glukagon kan şekerini artırır.) Hormonlar langerhans adacıklarında üretilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Sindirimle ilgili salgıları virsung kanalı ile vvater kabarcığın­dan incebağırsağa boşaltılır. Pankreas özsuyunda; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yağları sindiren lipaz, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Nişastayı sindiren amilaz, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Proteinleri sindiren tripsinojen &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Nükleik asitleri sindiren nükleaz bulunur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Besinlerin Sindirimi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Besinler sindirim sisteminin farklı organlarında sindirilir, çün­kü enzimler farklı organlardan salgılanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Karbonhid&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; ratların Sindirimi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - İnsanlarda; - En çok nişasta alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Bitkisel gıdalarla maltoz ve sakkaroz alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hayvansal gıdalarla laktoz alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Selüloz sindirilemez. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Glikoz, fruktoz ve galaktoz sindirilmez. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar, midede olmaz, incebağırsakta tamamlanır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Yağların Sindirimi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Ağız ve midede kimyasal ve mekanik sindirimi yapılamaz. Mekanik ve kimyasal sindirim incebağırsakta başlar ve biter. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yağlar bitkisel ve hayvansal gıdalarla alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Proteinlerin Sindirimi&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mide ve incebağırsakta kimyasal sindirimi olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Proteinleri sindiren enzimlerden sindirim ortamı ve kanalla­rının korunması; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Mukus salgısı yapılarak, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Enzimler besin gelince salgılanarak, &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hormonlar kontrolünde salgılanarak &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Enzimler pasif olarak salgılanarak korunur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Proteinler bitkisel ve hayvansal gıdalarla alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; d) Nükleik Asitlerin Sindirimi:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; -&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sadece incebağırsakta kimyasal &lt;/strong&gt;sindirim olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Nükleik asitler bitkisel ve hayvansal gıdalarla alınır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Sindirim Ürünlerinin Ortak Özellikleri&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; :&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hücre zarından geçerler. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hidroliz edilemeyecek kadar basit moleküllerdir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Hücrede yapı maddeleri olarak kullanılır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Vücudun enerji kullanımı için parçalanabilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt; Emilim&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; :&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Yapıtaşlarına ayrılan besinlerin hücreye alınmasıdır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Amino asit, glikoz, fruktoz, galaktoz, vitamin, mineral, mine­ral, su kan kılcallarına yağ asitleri, gliserol ve su emilebilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Difüzyon ve aktif taşıma ile olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Çoğu incebağırsaktaki villuslarda olur. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt; - Emilimden sonra; amino asit, glikoz, fruktoz, galaktoz, mine­ral, su, B ve C vitaminleri kan kılcallarına; yağ asitleri, glise­rol A, D, E ve K vitaminleri lenf kılcallarına geçer.&lt;/p&gt;
&lt;center&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.lokmanbas.com/dersnotlari/sindirim_sistemi.zip&quot;&gt;&lt;img src=&quot;/images/download.gif&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/center&gt;</description>
</item>
   

</channel>
</rss>

